Ateş

10

Yazar: Mevlüt Uğurlu Tarih: 18 Temmuz 2010

Etrafını gözlüyordu belirsiz bakışlarla. Çevresindeki yığınca insana rağmen bakışları kimsede sabitlenmiş değildi. Beşeri Bilimler Bölümü kantininde ne kadar da çok insan vardı bugün ve dışarda hava ne kadar da soğuktu! Çayını alıp soğuğun sözünün geçtiği mekâna çıktı. Kendisinden soğuk biri diye bahsedilmesine karşın soğukla arasında yıllardan beri süregelen bir soğukluk vardı. Dışarda titreyerek soğuğa meydan okuyan insanlardan boş kalmış bir masaya oturdu.

Bakışları tanımadığı insanlara yöneldi. Yabancısı olduğu insanlar arasında, yabancısı olduğu bir soğuk havada sigarasını ateşledi. Susamış insanın bardaktaki tüm suyu tek seferde bitiren ilk yudumu gibi, sigaradan aldığı ilk nefes de öyle uzun oldu. Ciğerleri sıcak bir dumanla dolup taştı. Taşan dumanı önce burnundan, geri kalanını da ağzından dışarı üfledi. Çayından bir yudum aldı. Yüzünde beliren memnuniyetsiz bir ifadeyle bardağı tekrar yerine bıraktı. Alışkanlığı üzere sıcağı soğuğa tercih edip tekrar sigarasından derin bir nefes aldı. Bu sefer dumanın çoğunu burnundan dışarı verdi. Ağzından belli belirsiz duman çıkarken soğuktan titredi. Sigarası, soğukla savaşında ona yardım etmekten aciz kalmıştı. Gönlü sıcak bir ortam arzusuyla doldu taştı. Tekrar titredi.

Etrafındaki insanlar, kendilerini sarıp sarmalayan soğuktan tir tir titredikçe, parmaklarından bırakmadıkları sigarayı ağızlarına daha sıklıkla götürüyorlardı. Etrafını tekrar süzdü. Çevresindeki insanları kışın bacasından duman tüten evlere benzetti. Hava ne kadar soğursa, bacalardan da o kadar çok duman çıkıyordu. Çocukluğundaki sobalı ev geldi geldi aklına. Annesi kışın her sabah erkenden kalkıp sobayı yakardı. Uyandığında hemen yatağından çıkmaz, oda iyice ısınana kadar yorganın altında beklerdi. Odanın ısındığını hissedince de gümbür gümbür yanan sobanın yanında kahvaltı sofrasının kurulmasını beklerdi. Bazı akşamlar ya sobanın üstünde kestane çatlardı ya da sobanın üzerine koyulan mandalina kabuklarının kokusu odaya yayılırdı. İlkokuldayken Türkçe ders kitabında gördüğü resimdeki gibi, sobanın arkasında ayaklarını uzatıp uyuyan bir kediye sahip olma konusunda babasını bir türlü ikna edememişti. Kar yağdığında sırtını sobaya dönüp dışarda lapa lapa yağan karı izlediği günler ne güzeldi! Dışarıda yeterince kar birikince dışarı fırlayıp kardan adam da yapmak güzeldi şüphesiz, ama, soğuktan şişen ellerini, içinde alevler hapsedilen sobaya doğru tutmak daha güzeldi.

Kış, evlere kurduğu sobayla hayata anlam katıyordu. Soba, anlamlıyı anlamsız, soğuğu sıcak yapıyor ve her şey sıcakken güzel oluyordu. Yemek sıcakta pişiyordu ve sıcakken yeniyordu. Ateş, insanı ısıtıyor, aydınlatıyor ve doyuruyordu. Zerdüştü andı bir an. Toprak ve hava kirlenebiliyor; suya pislik karışabiliyordu ama ateş, sürekli saf ve temiz duruyordu. Göğe doğru yükselen de sadece ateşti. Soba, kışın evlere; güneş, yazın doğaya hayat veriyordu. İnsan sıcaktı ve soğuyunca ölüyordu ya da ölünce soğuyordu. Demir bile ancak ateşle istenen şekle girmeye razı oluyordu. Bu dünyayı yaşanmaz kılan insanoğluna verilen en büyük gözdağı da yine ateşle değil miydi?

Saatine baktı. On iki buçuğu dakikalar geçiyordu. Yemekhanede sıcak yemek çıkmaya başlamıştı. Seviyordu yemekhaneyi. Sıcak ortamı, sıcak yemeği ve yemekten sonra sıcak çayı vardı.

Yerinden kalkıp yemekhaneye doğru yöneldi. Yolda, sigarasını yakmak için kendisine ateş soran birisine çakmağını uzatırken kocaman gülümsedi. Karşısındaki teşekkür edip şaşkın şaşkın uzaklaşırken, o, ateşin kendisine hatırlattığı fıkraya gülüyordu.

                                                                                       19.07.2010
                                                                          mugurlu@lamucim.com

Bookmark and Share

Yorumlar (10)

İnsanoğlu için dünyanın en yaygın ve en tehlikeli zararlı alışkanlığı sözkonusu edilmişse ve bir sayfalık yazıda neredeyse her cümlede bu alışkanlığa vurgu yapılmışsa buna sessiz kalmamız beklenmemelidir!..

Böyle bir vakıaya edebiyat hatırına musamaha göstermemizi beklmek de doğru değildir!..

Sanat sanat için değil, sanat toplum içindir…

Topluma hizmet etmeyi amaçlamayan sanata sanat demem!..

:)

Selam ile…

Kalem’e…
Alıntı yaptığın cümleleri okurken sadece gülümsedim. Bildiğim kadarıyla yazarımız sigara içmiyor zaten ve sigaraya da sıcak baktığını zannetmiyorum. Bunların dışında alıntıladığın tüm cümlelerde sigarayı teşfik edici hiç bir müspet ifade yok. Yani sigaranın işlendiği cümleleri ben okurken sigara içenleri basite alıyor gibi düşünmüştüm tersine )))) Kaldı ki edebi bir öykü sonuçta. Her şeyde somut bir konu ve mesaj aramak doğru olmadığı gibi bazen duyarlı olduğumuz konuların teleffuzuna dahi müsamahamızın zayıflığını müşahade etmekteyim

Yazının başından sonuna kadar sigara motifi işlenmiş…

… sigarasını ateşledi.
….sigaradan aldığı ilk nefes de öyle uzun oldu.
….Ciğerleri sıcak bir dumanla dolup taştı.
…..Taşan dumanı önce burnundan, geri kalanını da ağzından dışarı üfledi.
…….tekrar sigarasından derin bir nefes aldı.
…………Bu sefer dumanın çoğunu burnundan dışarı verdi.
…….Ağzından belli belirsiz duman çıkarken soğuktan titredi.
……..Sigarası, soğukla savaşında ona yardım etmekten aciz kalmıştı.
……..parmaklarından bırakmadıkları sigarayı ağızlarına daha sıklıkla götürüyorlardı.
……… Yolda, sigarasını yakmak için kendisine ateş soran birisine çakmağını uzatırken

Sigara gibi sağlığa zararlı oluşundan dolayı nerdeyse tüm dünyada yasaklanacak olan bir zararlı maddeyi böyle ballandıra ballandıra anlatmak bence normal değildir!…

“Kış, evlere kurduğu sobayla hayata anlam katıyordu. Soba, anlamlıyı anlamsız, soğuğu sıcak yapıyor ve her şey sıcakken güzel oluyordu. Yemek sıcakta pişiyordu ve sıcakken yeniyordu. Ateş, insanı ısıtıyor, aydınlatıyor ve doyuruyordu. Zerdüştü andı bir an. Toprak ve hava kirlenebiliyor; suya pislik karışabiliyordu ama ateş, sürekli saf ve temiz duruyordu. Göğe doğru yükselen de sadece ateşti. Soba, kışın evlere; güneş, yazın doğaya hayat veriyordu. İnsan sıcaktı ve soğuyunca ölüyordu ya da ölünce soğuyordu. Demir bile ancak ateşle istenen şekle girmeye razı oluyordu. Bu dünyayı yaşanmaz kılan insanoğluna verilen en büyük gözdağı da yine ateşle değil miydi?” denilmiş.

Burada ateşin güzelliği, yararları sayılırken zerdüştü hatırlaması, zımnen zerdüşt haksız sayılmaz!.. Ateş kutsanmaya, tapınmaya değer!… gibi bir algılamaya sebep olabiliyor!..

Kalem’e…

Hikayede sigaranın övüldüğü cümleleri buraya atabilir msiniz?
İkincisi İsa’yı İsevilerle mi tanıyoruz? Musayı Yahudiler le mi ve Muhammedi de müslümanlarla mı tanıyoruz? Zerdüşt ile Zerdüştleri bir değerlendirebilir miyiz?

Zerdüşt hakkında bağımsız bir araştırma mı yapmalı yoksa tabilerine bakıp da topa mı tutmalıyız?

Ayrıca net olarak Zerdüşt nerde övülmüştür?

selam ile

Sevgili Mevlüt Uğurlu,

İlk yazınızla beni hayal kırıklığına uğrattığınızı belirtmeliyim!..

Sigara artık övülecek, üzerinde hikaye yazılacak, oyunlar oynatılacak, filimler-diziler çekilecek bir nesne değildir!..

Eskiden çekilen filimler ve dizilerde kullanılan sigaranın üzeri de kapatılarak gösterime sunulmaktadır!..

İlk yazınıda sigara gibi insanlığın baş belası olan bir melaneti uzun uzun tasvir etmeniz beni hayal kırıklığına uğrattı!..

Ayrıca ateş üzerinden zerdüşt efendiye vurgu yapmanız da beni irkiltti!.. Öyle bir niyetinizin olduğunu zannetmem fakat o paragrafta sanki zerdüşt efendi övülmüş gibi bir his oluştu bende!… Belki zerdüşt iyi birisiydi, hatta peygamber olabilir rivayetleri var diyebilirsiniz. Biz orayı bilemeyiz. Bizim bildiğimiz şu anda zerdüştiyim diyenlerin ateşi kutsal saymaları ve ateşe tapmalarıdır. Dolayısıyla şu anda zerdüştü övmemiz bir yönüyle zerdüştlüğü övme olarak algılanacaktır…

Yazılarınızı kaleme alırken daha özenle davranacağınızı imit ederim!..

Selam ile…

Efendim hoşgeldiniz!..
Hayırlı olsun!…

dili kullanım çok iyi. fakat temada bir belirsizlik var. eğer bilinçli bir tercih değilse, ‘metin bilinci’ nin olmamsı bir okur olarak beni memnun etmez. metnin teması nedirin cevabı yok ya da çok muğlak.

ateş mi yaktı acep?)))

lamucim’e hoş geldiniz bu arada.

selam, muhabbet ve hoş bulmanız dileklerimle…

Esselamu aleykum ve rahmetullah…

Ellerinize sağlık. Daha geliştireceğinizi kuvvetle umuyorum. Allah yar ve yardımcınız olsun…

Wesselam…

Lamucim’e hoşgeldiniz sevgili kardeşim!

Öykünüzü beğeniyle okudum ve eminim ki bu alanda kendinizi çok daha donanımlı hale getirebilirsiniz. Bir okul gibi, bir ibadet gibi, bir dava gibi yazmayı önemsemek, sıradan bir hobi olarak görmekten çıkarmak, ne zaman insanı saracağı meçhul ilhamların intizarından kurtararak nazlı çehresini Belkıs’ın tahtına oturtmak sizin için, bizim için gerekli gibi…

Haydi yolunuz açık olsun dostum, sevgilerimle…

Yorum yazmak ister misiniz?