“Vahy Geleneği”nin “Evren”i
12
Yazar: Ebu Erdem Tarih: 19 Temmuz 2010
1. Giriş veya Önsöz:
Allah’ın adıyla,
Lamucim’deki ilk yazım, uzun yıllara dayanan Kur’an’ı Kerim’le olan mesaim, “bir şeyler yaz, bir şeyler söyle” denince, derviş misali zikrimiz ne ise fikrimiz de o oluyor. Testinin içinde ne varsa dışarıya hep o sızıyor. Bundan böyle testinin içinde bulunanlardan sızanları, ilmimizin yettiğince sizlerle paylaşacağım. Bu yazı, bundan sonra yazacaklarıma bir giriş ve temel olsun amacı taşıdığından bir temellendirme olarak anlaşılmalıdır.
Kur’an’ı Kerim ve Elçisi “Vahy Geleneğini” kendisiyle başlatmaz, Nuh (a.s)’dan bu yana, “Elçilik ve Habercilik ve/veya Risalet ve Nubuvvet” “Vahy Geleneği”nin diğer din ve ideolojilerden ayıran temel yapı taşıdır. Bu “kelime-i tevhid ve kelime-i şehadette” “Abduhu ve Rasuluhu” ile ifade edilir. Bunun açılımı “Bir Allah’a ve O’nun insanlara bir kul/elçi vasıtasıyla vahy ettiğine” vurgudur. Yani Tek Tanrıcı olmakla yetinmez vahye de olan inanç, bu geleneğin en belirgin vasfıdır.
“Vahyi gelenek” “kitabi” bir gelenektir de… Kur’an’ı Kerim kendinden önceki “Eski ve Yeni anlaşma” mensuplarını, “Ehl-i Kitab” olarak niteler. “Kitab Halkı” Tevrat ve İncil halkıdır. Müslümanlar, daha sonra “Kitaplı” toplulukları da “Kitap Halkı”nın içine dahil etmişlerdir. Mecusilik yani Zerdüştlük gibi…
Özellikle Hicretten Sonra, Kur’an’ı Kerim Tevrat ve İncil’deki pasajlara sık sık atıf yapar, “Ehl-i Kitab”a hatırlatmalarda bulunur. Bazen Rezevr koyar, bazen işaret ederek geçer, bazen yeniden ele alır.
Kur’an’ı Kerim, “Vahy geleneğini” Musa (a.s) ve Kanun/yasa niteliğindeki “Kitabına” “hafifleterek” tekrar döndürür. “Vahy Geleneği” tespihini parçalamaz, dağıtmaz, “ortak bir kelimeye” çağırır. Ve ilkesel bir bütünlüğü dayatır.
Kur’an’ı Kerim “Vahy Geleneğini” bir bütün olarak görür, parçalayıcı, çözücü ve ötekileştirici anlayışları şiddetle ret eder. Kendi toplumuna da Ehl-i Kitaba da “İbrahim (a.s)”ın etrafında birlik olmaya çağırır. Ataları İbrahim (a.s)’ın “Ne Yahudi ne Hristiyan ve ne de Müşrik” olmadığının altını çizer. Asabiyeti, İbrahim (a.s) şahsında toplanarak bitirmeyi teklif eder.
“Vahy Geleneği” ve onun ortaya koyduğu mesaj “bize göre” “bir bütünlük içerisinde” anlaşılmalı, metodoloji bu bütünlükten çıkarılmalıdır. Bu bağlamda Kur’an’ı Kerim, “Vahy Geleneğini”nin omurgası ve merkezindedir. Duygusal olmaktan uzak ve dürüst olmak gerekirse, Kur’an’ı Kerim’i merkeze koymamızın sebebi, Müslüman olmamızdan daha ziyade, Kur’an’ı Kerim’in mevsukiyetine olan güvenimizdir. Mevsukiyeti tartışılan bir metnin belirleyici olması elbette makul değildir. Objektif olmayabiliriz ama adil olabiliriz.
2. Betimlemeler:
“Vahy Geleneği” ve “Evren”i başlığından; Kur’an’ı Kerim, Tevrat ve İncil’in “dışımızdaki” “dünya’yı”, betimlemesi kast edilmektedir. Misal, “Dünya” kelimesi “Vahy geleneği”nin evren betimlemesinde, bugün meşhur olan anlamı ifade etmemekte, çoğu kez “Ahiret” kelimesiyle birlikte geçmekte ve onun karşıtı anlamına gelmektedir. “el-Hayêtu’d-Dunyê”, “yakın hayat, şimdiki hayat, şu anki hayat, yerdeki hayat” anlamındadır. Ve “Dunya hayat”nın “Sonrası”nda başka bir hayat vardır, yani “el-Ehirat”.
السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ: es-SeMêVêti ve’l-ERD
את השמים ואת הארץ: et ha-ŞaMayim ve et ha-ERTs.
Gökler ve yer “Vahy Gelenek”te “Dunya Hayat” ile “Ahiret Hayat” arasındaki mekanlar için kullanılır.
“Siz henüz yok iken sizi yaratan Allah’a nasıl nankörlük ediyorsunuz? (Daha) sonra sizleri öldürecek, (daha) sonra yine diriltecektir. (Daha) sonra da O’na döndürüleceksiniz (28). O yerde olanların hepsini sizin için yarattı (daha) sonra göğü düzenledi, birçok gök halinde düzenledi. O, her şeyi bilendir” (29). [Kur’an; 2:28-29].
“Başlangıçta Elohim gökleri ve yeri yarattı.”(Tevrat, Tekvin:1:1).
Kur’an’ı Kerim ve Tevrat “Gökleri” çoğul, “Yer”i Tekil niteler. İncil’de de şöyledir;
“Bunun için siz şöyle dua edin: ‘Göklerdeki Babamız, Adın kutsal kılınsın.” (İncil, Matta’ya Göre; 6:9).
Kur’an’ı Kerim, “Yerdeki hayatın” göğünü es-Semêe’d-Dunyê “السَّمَاءَ الدُّنْيَا” (Bak. 37:6,41:12,67:5) olarak niteler, yıldızlar, kandiller, ışıklarla donatıldığını ifade eder.
“Elohim, “Işık olsun” diye buyurdu ve ışık oldu” (Tevrat; Tekvin, 1:3).
“Yerdeki hayat”ın göğünü gece ve gündüz gözlemliyoruz. Bazen hayranlıkla…
Dunya-Ahiret, Gökler ve Yer
Ya Cennet ve Cehennem ?
Ya da;
“ وَكَمْ مِنْ مَلَكٍ فِى السَّمٰوَاتِ ” (53:26).
Göklerde ve Yerde ne varsa O’nundur:
“Vahy geleneği”nin “Evren’inin/Kâinatı’nın” içinde her şey O’na aittir ve her şeyi O, yaratmıştır. “Göklerde ve Yer’de ne varsa”…
“Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur” (Kur’an, 2:116).
“Rabbimiz ve Tanrımız! Yüceliği, saygıyı, gücü almaya layıksın. Çünkü her şeyi sen yarattın; Hepsi senin isteğinle yaratılıp var oldu.” (İncil, Vahiy: 4:11).
“Ya Rab, ne çok eserin var! Hepsini bilgece yaptın; Yeryüzü yarattıklarınla dolu.” (Tevrat, Mezmurlar: 104:24).
“Halk şöyle dua etti: “Tek Rab sensin. Gökleri, göklerin göklerini, bütün gök cisimlerini, yeryüzünü ve içindeki her şeyi, denizleri ve içlerindeki her şeyi sen yarattın. Hepsine sen can verdin. Bütün gök cisimleri sana tapınır.” (Tevrat, Nehemya: 9:6).
“De: Göklerde ve yerde olan her şey kimin?”. De “Allah’ındır” ” (6:12).
“Başınızı kaldırıp göklere bakın. Kim yarattı bütün bunları? Yıldızları sırayla görünür kılıyor, Her birini adıyla çağırıyor. Büyük kudreti, üstün gücü sayesinde hepsi yerli yerinde duruyor.” (Tevrat, Yeşaya: 40:26).
“Vahy Geleneği” eşyaya bakarken onu anlamlandırır. O yağmurun nasıl yağdığıyla “Kuru bir akılla” ilgilenmez, ona anlam katar, “varoluşu anlamlandırır”;
Karşılaştırınız;
“Güneş suyu ışıtınca buhar oluşur. Buharlar bulutları oluşturur.Soğuk hava ile karşılaşırsa yağmur yağar. Buna su döngüsü denir.”
“Gerçekten, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ihtilafında, insanlara menfaat sağlayan şeylerde; sularda yüzen canlılarda, gökten Allah’ın indirdiği su/yağmur ile araziye yok olduktan sonra hayat vermesinde o araziden her canlıyı çoğaltmasında, gökle yer arasındaki bulutları rüzgârların teshir edip yönlendirmesinde akıl eden bir kavim için ayetler vardır” (Kur’an: 2:164).
“Öyle ki, göklerdeki Babanız’ın oğulları olasınız. Çünkü O, güneşini hem kötülerin hem iyilerin üzerine doğdurur; yağmurunu hem doğruların hem eğrilerin üzerine yağdırır.” (İncil, Matta’ya Göre: 5:45).
“Sabanın açtığı yarıkları bolca sular, sırtlarını düzlersin. Yağmurla toprağı yumuşatır, ürünlerine bereket katarsın.” (Tevrat, Mezmurlar: 68:9).
“O’dur gökleri bulutlarla kaplayan, yeryüzüne yağmur sağlayan, dağlarda ot bitiren.” (Tevrat, Mezmurlar: 147:8).
Devam edecek inş..
20.07.2010
ebuerdem@lamucim.com
Esselamu aleyküm…
İnna lillah ve inna ileyhi raciun…
Allah günahlarını bağışlasın ve iyiliklerini arttırsın. Katından rızıklandırsın ve merhamet ile muamele etsin. Geride kalanlara ise düşen sabr-ı cemilden başkası değildir.
Allah rahmetiyle sevindirsin!..
Geride kalanlara da Allah sabırlar versin!…
Allah’ın selamı üzerinize olsun.Allah rahmetiyle sevindirsin inş.”O’ndan geldik O’na döneceğiz”
Allah’a emanet olunuz.
Selam Aziz dost, Ebu Erdem!
Başınız sağolsun…
Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun, ruhu şad olsun inş…
Geride kalanlarına da sabrı cemiller
“İnna lillah we inna ileyhi raciun.”
Sizi sabırla bekleyeceğiz elbette… Kuşkunuz olmasın
selam,
Değerli dostlar, perşembe günü kayın pederimi kaybettim,
Biraz zamana ihtiyacım var,
Selam ve dua ile,
kuran çalışmalarının klasik üsüllerden de faydalanılarak yeniden çeşitlendirilmesi ve bir kuran kültürünün oluşturulması anlamında kaydadeğer bir çaılmanın mukaddimesi olarak okuduğum bu yazının sahibini kutluyorum….fakat yazardan özel bir rıcam var ki oda saptamalarını faydalarınıda belirterek analitik bir düşünce olarak sunma gayretinide öne çıkararak belli etsin….
Tarafsız bir okuma ve arastırma sitesi iddiasında olan Lamucim’e hosgeldiniz sevgili kardesim!
Metropollerin insanı yutan kesmekesinde öze dönerek kutsal kitaplar üzerinde arastırma yapabilmek ne gayretli bir eylemdir!
Oldukça sıradanlasan sehir insanının binbir mesgale içerisinde kimi kutsal saatlerini okuma ve yazmayla dolayısıyla arınmayla geçirmesi ne kadar anlamlıdır!
Laik sistemin insana dayattığı tüm ritüellere rağmen bir basına ümmet olabilmek ne de İbrahimcedir!
Arastırmalarınızdan dolayı sizi kutlarım.
Ufak bir dipnot da düsürmeme izin verin lütfen:
Yaptığınız arastırmalarda ulastığınız çıkarsamalarla çok yakından ilgilendiğimizi, somut değerlendirmeler ve hayati mesajlara çokça rağbet ettiğimizi bildirmek isterim…
sevgilerimle…
Esselamu Aleykum ve rahmetullah…
Muhterem ağabeyim hoşgeldiniz. Katkılarınızın devamını bekliyoruz inşallah.
wesselam…
Efendim hoşgeldiniz!..
Hayırlı olsun!…
Selam,
Bu arada tüm Lamu Cim’deki kardeşlerime, hoş buldum
Allah(a.c) ilmimizi ziyede etsin
selam ve dua ile
selam,
Huseyncan kardeşim,
Kur’an’ı Kerim’in mevsukiyetine olan güvenim sırf musluman olmamdan kaynaklanmıyor,
En eski nüshaların karşılaştırmalı kritiği, “Resmi Osmani” ye uygunluk, harekeleme, noktalama, secavendler, numaralandırma, dışında mudahele edilmemiş bir metin,
İlk orjinal dile sadakat,
Bunlar Kur’an’ı Kerim’i diğerlerinden “vesiqa” veya “belge” olarak üstün kılıyor. İçeriğe girmiyorum.
Eğer böyle olmasaydı, misal bir hristiyan veya Yahudi olsaydım, İncil ve Tevrat hakkında bugün düşündüklerimi düşüne bilir miydim?
Ben evet diyorum,
Ama mesela şöyle bir dogma var; “Kur’an’ı Kerim’in bir harfi bile değişmemiştir”
Buna katılamayacağım, Türkiyedeki mushaf hattında “destek eliflerinin” sonradan okunuşu kolaylaştırsın diye ilave edildiğini biliyorum.
Zaten Müslümanım objektif olmayabilirim, yani subjetifim ama adil olabilirim,
Bu anne ve babamız alayhine şahidilik etmek, kin duyduğumuz bir topluluğa adil davranmak gibi bir şey,
Ben insanın ön yargılarından sıyrılarak objektif davrana bileceğine inanmıyorum, ama adil olabileceğine inanırım. Elbette bu teorik bir tartışmadır.
selam ve dua ile,
Öncelikle lamucim’e hoş geldiniz hocam.
Ebu Erdem Hocamıza şunu sormak isterim;
”””Duygusal olmaktan uzak ve dürüst olmak gerekirse, Kur’an’ı Kerim’i merkeze koymamızın sebebi, Müslüman olmamızdan daha ziyade, Kur’an’ı Kerim’in mevsukiyetine olan güvenimizdir. Mevsukiyeti tartışılan bir metnin belirleyici olması elbette makul değildir. Objektif olmayabiliriz ama adil olabiliriz.””””
DEMİŞSİNİZ.
Kur’an’ı Kerim’i merkeze koymamızın sebebi daha çok müslüman oluşumuz değilse, müslüman olmayanlarda eksik olan şey ne ki onları da Kur’an’ı merkeze almaktan alıkoyuyor. Mevsukiyetinin tartışmasız olduğu fikri müslüman oluşumuzdan bağımsız olabilir mi gerçekten? Burada subjektif oluşumuzun kabulü (haliyle), aslında adil oluşumzu (iddiasını) da tartışılır kılmaz mı?
Eğer ”içeriden” bir ses olarak söylüyorsanız tamam. ama ‘dışarıda’ kalanları da bağlayıcıdır iddiam derseniz itirazıma cevabınız nedir?
selam ve muhabbetle…