Düşün ki Korkmayasın
9
Yazar: Meftun Tarih: 20 Temmuz 2010
“Düşünüyorum, o halde varım.” (Descartes)
Bireyci ve sosyal/toplumsal düşünce, insanlık tarihi kadar eskidir. İnsanlık var olduktan beri düşünme ve akıl etme, eleştirip muhakeme etme, tahkik edip muhkem bilgiler elde etme niyeti/gayreti vardır. İlerleme, gelişme adına adım attığımız, çağlar atlattığımız her anda bir düşünce kıvılcımı/meyvesi ile karşılaşmaktayız.
Kişinin kendini tanıması, toplumu, çevreyi içsel bir duyarlılıkla hissetmesi, aklıselim düşüncenin bir meyvesi değil midir? Tarihin kaderini yeniden çizenler, insanlara yeni umutlar ve renkli hayaller sunanlar, düşünen/akıl eden beyinlerdir. Büyük bir üzüntüyle belirtmek isterim ki, bireysel zevklere ve nefsi arzulara esir düşmüş yığınca insanların arasından, tarihin seyrini değiştirecek, topluma yeni bir dinamizm sağlayacak beyinlerin çıkması enderdir.
Descartes’in meşhur sözünde ifade edilen ‘varım’ yargısı, galiba, ‘düşünme’ kavramıyla son derece ilintilidir. Ancak ben varım diyebilen düşünmüştür. Deyim yerindeyse Descartes der ki, varlığım düşüncem dolayısıyladır. ‘O halde varım’ demek o kadar da kolay olmasa gerek. Var olmak, sürüden ayrılmak demektir bir bakıma. Tabiri caizse, “tek başına ümmet olmak”’tır var olmak. Buna, herkes katlanabilir mi dersiniz? Birden evet veya hayır denilemeyecek kadar zor bir soru bence. Ancak sorumluluk bilinciyle irkilenler, irkilip uyananlar ve uyanıp görenler/hissedenler düşünce denizinde yüzme cesaretini elde edebilir. Yoksa akla karayı seçemeyen, çevresini rasyonel bir bakışla gözlemleyemeyen, sorumluluk yükünün ağırlığını omuzlarında hissetmeyen, derunundan gelen insani/vicdani sese kulak vermeyen, dertsiz, tasasız bir birey veya grup, gerçek manada nasıl düşünebilir, ben de varım diyebilir?
Maalesef ‘bana ne lazımcı’ bir toplumda yaşıyoruz şimdilerde. Gerçekleri görmemek için gözlerimizi, duymamak için kulaklarımızı kapatmışız alabildiğine. Delik deşik olmuş yüreğimiz. Beyinlerimizde bir donukluk, bakışlarımız ise hep bön. Anlam vermek istemediğimiz, üstünü örtmek, elden geldiğince görmemek ve ondan kaçmak istediğimiz koca gerçeklerimiz… Sanki sonsuza dek gerçekleri görmemek için kapanmıştır gözbebeklerimiz. Duyamıyoruz iç âlemlerdeki sessiz çığlıkları. Gördüğümüz şeylere sadece bakıyoruz. Herkesten farklı düşünmeyecek kadar basit düşünüyoruz. Elimizden gelse, yaşanılan, görülen bu gerçeklerden son sürat kaçacağız arkamıza bakmadan. Uyanmak istemiyoruz derin uykularımızdan. Uyandığımızda gerçekler görülecek de kafamız karışacak diye. Gerçekleri gördüğümüzde, onlarla yüzleştiğimizde, güçlü zannettiğimiz dinamiklerimiz/inançlarımız sarsılacak, bize göre doğru olan hayat felsefemiz oracıkta bize veda edecektir. Onun için korkuyoruz. Ellerimiz titriyor. Dizlerimiz zor bela bizi taşıyor, gerçekleri gördüğümüz o anda.
İkna olmuşa benzemiyoruz ki ikna edelim. Kaçımız gerçek manada düşünerek bu ümmet için, insanlık için hayıflanıyor? Örneğin; İbrahim’ce düşünmedik/yalvarmadık ki, her parçası bir dağın başında olan kuşlarımız/ümmet yine bir araya gelsin!
Kaçımız sahabece oturup/düşünüp: “Gelin de biraz iman edelim kardeşlerim.” demektedir. “Efela ta’qilun” (akletmeyecek misiniz?), “Efela tezekkerun” (hatırlamayacak mısınız?) ayetleriyle irkilip; “Ey iman edenler! İman edin” acı gerçekleriyle uyanma/uyarma zamanı gelmedi mi?
Görmemiz, duymamız ve iliklerimizde hissetmemiz gerekenlerden korkuyoruz. Ananevi, sıradan ve eylemden uzak düşünüyoruz çoğu zaman.
Gelgelelim biz, böyle amansız bir korkuyla cebelleştiğimiz için, hayatı hayal âleminde yaşamak istiyoruz. Ele avuca sığmayan, ipe sapa gelmeyen argümanlarla ikna etmeye çalışıyoruz kendimizi. Gerçeklerin, hayali senaryolar olmasını arzuluyoruz.
Korkuyoruz.
Düşünmek korkmamaktı, var olmamızın bir nedeniydi oysa.
Şimdiki zamanda yaşamak istemiyoruz. Vah vah’larla geçmişin üzüntüsünde, daha çok ‘ecek-acak’’larla geleceğin hayalinde yaşamak istiyoruz.
20.07.2010
belkide düşünmek sorumluluk getireceği için korkuyoruz… düşününce anlayacağımız,anlayınca doğruyu yanlışı farkedeceğimiz, ve bununla beraber aradaki farkı farkedceğimiz ve belkide zillette olacağımızın farkına varıp bir vicdan muhasebesine gireceğimizin ve süreden beri gelen YANLIŞ ALIŞKANLIKLARla dolu hayatımızı sorguya çekeceğimiz ve dolayısıyla yepyeni bir dünya, yepyeni bir hayat kurmak zorunda olacağımız bilinceyiz de bütün bu değişiklikler bütün bu YEPYENİ şeyler gözümüzü korkuttuğu içindir ki kapatıyoruz sonsuza dek gözbebeklerimizi… işte bu yüzdendir diyorm ki DÜŞÜNMEK SORUMLULUK GETİRECEĞİ İÇİN KORKUYORUZ…
değerli kardeşim aramıza tekrardan hoşgeldin.
yazınızı beğenerek okudum.çalışmalarınızın devamını dilerim.Allaha emanet olun…
Selamlar…
Öncelikle şuan değişim ve gelişim aşamasında olan ateşe gebe bir kıvılcım timsali manidar sitemiz yani Lamucim kendini yenileme, şablonunu güzelleştirme daha cazip hale gelme gayreti içindedir, hayırlı olmasını ve tüm yazar ve okurların beğenebileceği bir renk ve motif haline gelmesini temmeni ederim.
Yorumlara gelince;büyük bir titizlikle okuduklarını varsaydığım abilerime ve arkadaşlarıma başta Adem abi, ashap abi, serazat abi değerli arkadaşım Cep sosyoloğu’na ve diğer arkadaşlara teşekkür edere, başta beni sonrasında da belki de sizleri ihya edecek faydalı yazınsal çalışmalar kaleme almaya çalışacağım inşaallah.
Bu arada lamucim ailesine katılan, kelemlerinin gözyaşlarını bizimle paylaşan değerli yazar dostlara da tekrardan hoş geldiniz diyorum.
Esen kalın…
yazınızı büyük bir keyifle okudum. Yazınız tam da şu an toplumumuzun içinde bulunduğu durumu dile getiriyor. Hepimiz insanlık diyoruz ama insanlık adına hiçbir şey yapmadık.Yanı başımızda yapılan insanlık suçunu görmemezlikten geliyoruz.Yanı başımızda bir insan öldürülüyor ama biz tepkisiz kalıyoruz sanki tavuk öldürülüyor. Bu gerçekten bir tavuk olsa bile bizim tepki vermemiz ve karşı çıkmamız gerekiyor. Çünkü o da bir canlı. Oysa ki biz her şeyi tıpkı Yunus Emre gibi Allah’tan geldiği için sevdiğimizi sanıyorduk. Hani nerde, yapılanlara karşı çıkıyor muyuz? İşte tam da sistemin yapmak istediği bu:
Bireyleri duyarsızlaştırmak, bencilleştirmek. Bireyler ‘bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın’ diyor. İnsanlık için yapmamız gereken çok şey var. Hoşçakalın…
Lamucim ailesine hoşgeldiniz.
Yazınızı beğeniyle okudum. İleri ki zamanlarda daha iyi yazılara şahitlit edeceğiz gibi bir duruş sezinledim. İlk yazınız olduğu için fazla yüklenmeyelim diyorum:))))
“Büyük bir üzüntüyle belirtmek isterim ki, bireysel zevklere ve nefsi arzulara esir düşmüş yığınca insanların arasından, tarihin seyrini değiştirecek, topluma yeni bir dinamizm sağlayacak beyinlerin çıkması enderdir.”
Bunu iddialı, idealist bir yazarla karşılaşacağız şeklinde yorumladım.
“Ancak sorumluluk bilinciyle irkilenler, irkilip uyananlar ve uyanıp görenler/hissedenler düşünce denizinde yüzme cesaretini elde edebilir.”
Bunu özgür düşünceli, doğruları kişilere göre yorumlamayan, kişileri doğru bildiği ilkelerin süzgecinden geçiren bir düşünürle buluşacağız diye yorumladım.
kaleminize ve yüreğinize yüklenin. Bekliyoruz…
Esselamu aleyküm…
Hoşgeldiniz muhterem ağabeyim. yazınızı beğeniyle okudum.İnşallah siz, düşüncelerinizi açtıkça biz de açacğız. Bu ara başım dönüyo zaten. bu kadar yazı ard arda yayımlanasına bünyem alışkın değil de)) O nedenle bu alışma süresini atlatınca daha derli toplu uzun uzun konuşuruz inşallah…
Wesselam
Ümitvar olmayan yazılar ruha sıkıntı veriyor…bu yazıyı okurken öyle bir şey hissettim…
Hoşgeldiniz!..
Hayırlı olsun!…
Lamucim’e hosgeldiniz Meftun kardeş!
İlk yazınızın düşünceyi konu alması isabetli geliyor, düşünce yolculuğuna kesintisiz şekilde devam etmenizi dilerim.
Üretmek için öncelikle düşünmek gerekir, haklısınız. Varlığın ispatı belki de düşündüğünü ıspatlamak, düşündüğünü belgelemektir. Bu da düşünceleri eyleme dökmekle mümkündür. İşte tam da burada yazmak varolmanın nişanesi olarak gülümsemeye başlamaktadır bize.
Yazınızda konu birliği/kompozisyonal düzen zayıf geldi bana… Yani yazıya az evvel bahsettiğimiz düşünmek ve üretmek varolmanın işareti olarak giriş yapmışsanız da bunu güçlendirecek materyaller sunacağınıza başka dallara atlamış gibi görünmektesiniz. Sözgelimi ikna olmak ve tekrar iman etmek gibi ayrı yazılara konu olabilecek temalara atlamışsınız sanki. Ne dersiniz?
Hoşçakalınız