Bilmek Ağır, Bilmek Kahır, Bilmek Acı
7
Yazar: Mutedil Tarih: 21 Temmuz 2010
Uykusu kaçmış gecenin kan çanağı gözlerine mi serpsem, nedamet toprağını yutup kustuğum külü? Yoksa adanmamışı bile arındıran teneşir köpüklerine mi? Ateşin ateşimden ürktüğü anda, bir bulut bile yok, yüzümün coğrafyasında. Oysa ne çok avuç açmıştım, bir damla gözyaşına! Dili damağı kurumuş gözlerimin umurunda değil, köz yağması, avuçlarıma. Ötesi, riyakârlardan aşırdığım bir domur, serpildi, dal saldı nefeslerime. Yüzüm yok artık, yüzsüzce ikiyüzlülükle yüzleşmeye. Bilmek ağır!..
Suçlayıcı bakışlarıyla çiviliyor beni, bilmenin çarmıhına, Kabil. Gösteriyor, kurban ettiği çürük mahsulü ve övünüyor, biriktirdiğime dudak bükerek. “Sen” diyor, kadim bilgileri sakalında biriktiren bir derviş “Sen, Meryem’e son taşı bile atamazsın.” Çocuksu yanım, benden habersiz, Pollyanna’nın sözlerini avuçlamak istiyor, biteviye. Ağlıyor Pollyanna “Tutmadın sözünü, tutmazsın” diyor. Bilme’nin gergefinde çözüldükçe çözülüyor, eprimiş ruhum. Esrik nabızlarla yekinmek, ne fayda?.. Bilmek kahır!..
Ah! O yaldız yeleli Truva atı kavramlar, beynimde cirit atan. Keşkeler berkitiyorum Yusuf’un kuyusuna, yunusun karnına. Sonra yaşlı bir çobanın tevekkülüne öykünüyorum, umarsızca. Yüreğimin en kırsal kesiminde bile yok, kirli ellerimin yordamıyla aradığım. Sustasız kalemimi kuru hokkayla takas edeli Mekkî aksanla erkânı temrinlemek artık çok uzak bana. Bilmek acı!..
Demirden korkar etim. Bu yüzdendir, trene binmeyişim. İğreti de olsa yerleşmedeki ısrarım, bu yüzden. Bir de kınayıcının kınaması kınında kalmalı, benden ırak. Yapışkan bir sıvıya dönen korku, mantığa batırır, en onulmaz yenilgileri. Örseler, yengiye teşne anlarımı. Devşirir, insan yanlarımı; törpüler durur, sesimi.
Renk renk çaputlar bağladım, meşgale ağacına. Kurşun döktüm, mülk sevdasına. Ah! Şu bilmek yok mu? İflah olmadı, direndi. Diş ağrısı oldu, dünyalık tarafıma. Ağu damlattı, sanrısal düşlerimin göz bebeğine. Akıl, bilmeyi bir kez soludu mu sağalması mümkün olmaz, bedenin. Önce tadını alır dünyanın, sonra tuzunu. Başlar devinimler. Gözlerin ardı sıra açılır kulaklar. Pörsümüş teranelere aşina kulaklar; mübaşir, sürgü, çığlık, inleme… seslerine aşiyan olur.
Gittikçe koyulaşıyor, âlemin sarnıcına sarkıttığım ruhumun teni. Sırtımdaki bilmek cesedi ağırlaşıyor, ben silkinmek istedikçe. Araf’ta çürümek, ömrün telvesi.
Takatim yok… Aczim zirvede… Bilme’nin mağduruyum sadece…
Çekin gözlerinizi gözlerimden! Akbabanın nöbet beklediği aç çocuk, annesini enkazda arayan minik kız, yavrusunun cesedini bağrına basan anne, dudaklarından akan kanla oğluna siper olan baba… Artık çekin o bakışları! Bilmez misiniz, ruhum bedeninizden daha aciz?
22.07.2010
mutedil@lamucim.com
Ezberbozan, Ashap, Huseyncan,Adem, Kalem ve Bir Okur,
Hepinize samimi duygular için içten teşekkürler… Hoşbulduk…
Güzel sözlerinizi -yazımdan uzak- temiz yüreklerinizin bir yansıması kabul ediyorum. Bu mekanda duyguları paylaşmak güzel. Mutedil’in L’sini korumak için belki de lamucim’in L’si gerekiyordu.
Yazmak bir sanatsa o sanattan anlamak daha yüce bir sanat. Yazar ne kadar mütevazı olduğunu iddia ededursun, paylaşmak, anlaşılmak bir ihtiyaç. Bu, uzak ülkelerin birinde bir hemşehrisiyle karşılaşmak gibi bir duygu.
Okurken bir şeyler aramamak gerektiği görüşündeyim. Sen arama, o verecekse zaten verir. Sen ararsan/istersen o, sana uymaya çalışırken tılsımını kaybeder. İyisi mi sadece zevkle okuyalım. Eğer mesaj varsa alınır. Ama sadece mesajsa amaç, konuyla ilgili çok daha açık kitaplar bulunabileceği açıktır. Edebiyatın gücü, açık seçik mesajlara feda edilmemeli. Yoksa gücünü kaybeder, sıkıcı bir hal alır. Kendimize benzeteceğimize anlamaya çalışalım. Böylece gelişen biz oluruz.
Selamlar…
Son gönderilen yazılar, birbirinden karamsar… Aslında toplum analizi… Aslında bu gidiş nereye
)))
Aramıza hoşgeldiniz!..
İ. Amedi gibi geniş bir sözcük dağarcığınız var…
Önceki yorumların sahibi olan dostlara katılıyorum…
Güzel yazılarınızın devamını bekleriz…
Selam ile…
Keskin uclu kaleminiz, kabiliyetli elleriniz ve sonsuz yeteneklerle donanmış beyninizle aramıza hoş geldiniz.
Bu yeteneklerinizi daha sık bizimle paylaşmalısınız.
Sabırsızlıkla sizi daha çok okumayı bekliyoruz.
Başarılı olduğunuz bir alan yazmak.. Başardınız, lütfen başarınız..
evet evet işte bu. kalemi ö(y)lesiye kullanmak ki duygular onunla ritim tutmanın ötesine geçip raksa gelsin.
sembolleri/imgeleri boşlukta ruhsuz gezinen budalalar olarak değil, ‘insan’da karşılığı olan soyut ama elle tutulur edebî notalar gibi kullanmak iltifatı hak eden bir marifettir.
hiç mu’tedil değil bu yazı!
ve ben buna çok sevindim. gerçekten hoş geldiniz.
muhabbetle…
Esselamu Aleyküm ve rahmetullah…
Evvelen hoş geldiniz safalar getirdiniz. Ezberbozan Ağabeyin, “okurların seni rahat bırakacaklarını hiç tahmin etmiyorum…” yorumunu bütün içtenliğimle ve bil-fiil tasdik etmek isterim. Her ne kadar benim kalemim bu noktada çolak olsa da edebi yazıları büyük bir iştiyakla takib ediyorum ve şimdi yazınızı okuyunca sizi aramızda görmekten büyük keyif duydum. Allah’a emanet olunuz…
Wesselam…
Sevgili Mutedil’e…
Öncellikle Lamucim’e hoşgeldiniz, bize büyük şeref verdiniz…
Şiirsel denemenizi büyük bir beğeni ve duyarlılıkla okudum. Şunu itiraf etmeliyim ki böylesi yazılara teşne ruhuma Abı Hayat gibi geldi. Kullandığınız sık virgüllere göre okuduğumdan ben de yazarken içine girdiğiniz havayı adeta yakalmaış buldum kendimi ve yutkunduğumu farkettim okurken. Zaten iyi bir okuma kendini yazarın yerine koyarak okumak değil miydi? Tıpkı yazarken de kendini okurun yerine koymak gibi…
Dizdeki dermanın bitişinin, içteki manevi tükenmişliğin, yıklmışlığın, hayal kırıklığına uğramanın anısına yazdığınızı tahmin ettiğim şu kısacık cümle ne de çok yoğun anlamlar ifade ediyor?
“Sustasız kalemimi kuru hokkayla takas edeli Mekkî aksanla erkânı temrinlemek artık çok uzak bana. Bilmek acı!..”
Pimi çektin ya, hüzünle gözyaşını harmaladın ya, dudakları sussuzluktan çatlamış teşne yürekleri ferahlattın ya artık dönüşü yok bunun, okurların seni rahat bırakacaklarını hiç tahmin etmiyorum, yak gemileri!
Esen kal her daim değerli dost!