Referandum taşları yerinden oynatmıştır
5
Yazar: Editör Tarih: 31 Temmuz 2010
Ramazan günlerinde siyasi ve tartışmalı konulara girmemek için kırk gün öncesinden referandumu yazmak istedim.
Anayasanın değiştirilmek istenen maddelerine baktığımızda, aslında toplumun çok büyük bir kesimi tarafından tereddütsüz evet denileceği ortadadır.
Fakat bugün oylanacak şey Anayasa’nın maddelerinden ziyade, özellikle hayır diyecek olanlar söz konusu maddelere değil, iktidarın kendisine hayır demeye hazırlanmaktadır.
Bu yüzden kitlelerin çoğunun kendilerine ait olmayan yerlerde durduklarını, yani toplumun taşlarının yerinden oynadığını görüyoruz.
Alevi alevi yerinde değil, solcu solcu yerinde değil, demokrat demokrat yerinde değil, mazlum mazlum yerinde değil.
Ve CHP, CHP yerinde değil, BDP de aynı şekilde kendi yerinde değil.
Hatta bu yüzden Avrupa’daki sol ve sosyalist kuruluşlardan CHP’ye, BDP’ye ve kendilerini solcu, sosyalist, demokrat olarak lanse eden, bununla birlikte “Hayır” cephesinde yer alan çevrelere ciddi uyarılar gelmektedir. Yani taşların hiç birinin kendi yerinde olmadığını bütün dünya görüp durmaktadır.
Bizim tavrımıza gelince?
Tevhidî düşünceye sahip Müslümanlar Anayasa değişikliğini hiçbir zaman kendilerinin birinci meselesi olarak görmemişlerdir.
Aslında Müslümanca bir hayat sürebilmelerinin önünde birinci engel olarak mevcud anayasayı görmedikleri gibi, yeni anayasalarla da Müslümanca hayatın önündeki engellerin kalkacağını dört gözle beklemiyorlar.
Eğer bugün Müslümanlar İslam’ı hayata geçirme yolunda belirli bir mesafe kat etmişlerse, anayasalar değiştirile değiştirile olmamıştır bu. Anayasalar değiştikçe Müslümanların önü açılmış değildir.
Ve yine bu uğurda birtakım engelleri aşamamışlar, baskı ve zulümlere maruz kalmaya devam ediyorlarsa, bunun tamamen mevcud anayasadan kaynaklandığını söylemek de doğru değildir.
Anayasalar genellikle bir termometre gibidir, insanların ateşlerini ne düşürürler ve ne de yükseltirler, sadece gösterirler.
İslam’ı yaşamak ve hayata yansıtabilmek güç meselesidir. Nitekim engellemek de bir güç meselesidir.
Ezanı Arapça aslına çevirdiği için Menderes’i idam eden rejim, ezanı yeniden Türkçe’ye çevirme gücünü kendisinde bulamamıştır.
Fakat buna rağmen 12 Eylül’de yapılacak olan kısmi anayasa değişikliğine tepeden bakmıyoruz, dudak bükülecek basit bir şey olarak da görmüyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan bu yana hiç görülmeyen şeylerin görüldüğünü söylemezsek bu bir insafsızlık olur.
Militarist despot yapıların çözülmesi istikametindeki bu hayırlı gelişmeler her ne kadar biraz değişen dünya dengelerine bağlansa da, mevcud iktidarın bu işin faili olduğunu kimse inkar edemez.
Kendisini ülke yararına yapılabilecek her hayırlı işin önüne geçmekle görevli zanneden bir Anayasa Mahkemesi ve HSYK saltanatına bu değişiklikle son verilecek olmasını önemsiz bir şey olarak göremeyiz.
Herkes biliyor ki, hayır oylarının kazanmasıyla sadece değişiklik önerisi reddedilmiş olmayacak,
Ahmet Necdet Sezer’in uğursuz döneminden bu yana elde edilen bütün güzellikler kaybedilecekse,
Azgın çeteler eski günlerine kavuşacaksa, milletin bağrına yeniden çörekleneceklerse,
Komşularımızla ve özellikle müslüman dünya ile aramıza yeniden düşmanlık duvarları örülecekse, Filistin sevdamız Allah korusun soğumaya başlayacaksa,
Bütün bunlarda herkes gibi Tevhidî düşünceye sahip olanların da yükleneceği bir vebâl olacaktır.
Müslümanların sağduyularına, akli selim ve firasetlerine olan güvenimizden dolayı rahatız, hiçbir şekilde telaş ve endişe içinde değiliz.
Sandığa gitmeleri için kampanya yürütülmesini, ısrarla teşvik edilmesini gerekli görmüyoruz.
Fakat, sandığa gidenlerin ise kesinlikle “Hayır” diyenlerin cephesinde yer almayacaklarını biliyoruz.
Ve Müslümanların referanduma katılmalarını itikâdî bir konu olarak görmediğimizi, hiçbir şeyle itham edilmemesi gerektiğini belirtmek isterim.
Doğruhaber-31/07/2010
sevgili hüseyincan kardeşim yazının neresinde ürkeklik var onu anlayabilmiş değilim .hoca ve onun gibi düşünenlerin sandıkla ilgili kararları düşünceleri yeni yeni gelişmiş değilki yıllardan beri böyle.pek olumlu yaklaşmadıkları herkesin malumu.elbetteki malum cenahla aynı safta yer almayıp inadına evet deyin dememiş ama eminim sizin kadar evet oylarına sevinecektir.selametle
Sevgili Ender’e…
Yorumunuzun buraya yansıması ne kadar beni sevindirdi, anlatamam. Her ne kadar katılmasam da.
Keşke ilmi ve edebi bir noktaya temas etseydiniz de öyle çay içmeye koyulsaydık…
Çok erken sevgili kardeşim, bunları daha çok konuşacak, çok saç başa gireceğiz…
Şu an size, kişiliğinize olan saygım ve sevgim dolayısıyla sadece yutkunuyorum…
Ama yazılarını büyük bir merakla beklemekteyiz, yerin hazır, hoşgeldiniz….
Ali Ender’e;
sevgideğer dost üç açıdan itirazım var size. şöyle ki;
1. Hayır cephesinde olmakla ”boykot” cephesinde olmak arasında siyasi retorik dışında bir fark yoktur. sonuçta sandığa gittiğinde normal şartlar altında ‘Evet’ diyecek yüzde 5-6 lık bir oranın evetlerden çalınması ‘Hayır” hanesine yazılacak. Bu durumda da boykot’un hayır’dan farkı var mı? tabi ki ”Hayır” ))))
2. Bu ülkede yalnızca mağdur olan BDP’ye oy veren Kürdler değildir. Geriyen kalan Kürdler ile Bazı Türkler de sistemin mağdurlarıdır. Dolayısıyla olaya salt kendisi açısından yaklaşmak demokrasi, insan hakları, özgürlük, kardeşlik havarisi olma havalarındaki/iddiasındaki BDP’ye yakışmış mıdır?!
Bana sorarsanız ”Evet”, ama sizi bilemem.
3. Anayasanın tamamen değişmesinin önündeki engelleri kaldırma niteliğindeki bu pakete evet dememek, Anayasa değişimini engellemek isteyen derin devlet ve zinde güçlerin safını pekiştirmektir. Bu engel kaldırcı pakette neden kürtler yok demek oyunbozanlıktır. Zİra bu ülkede öyle kolay olmuyor herşey. Hele Kürtlerin varlığının ve haklarının anayasal güvenceye alınması darbe sebebidir, bilirsiniz.
Kapıyı açan anahtar rolündeki bu paket geçerse ancak anayasa tümden değiştirilebilir. ama kapıyı açtırmamak için direnen derinlerin ekmeğine yağ sürmek BDP’nin işi mi olmalıydı?
AkP kendi meselelerini daha anayasal güvenceye alamadı. Başörtüsü için anyasa değiştirildi ama Anayasa Mahkemesi iptal etti biliyorsunuz. Dolayısıyla önce barikatı yıkmak gerek. danıştay, AYM, yargıtay, HSYK… bunların yapısı değişmedikçe anayasaya ne koyarsan koy.
işte bu yüzden BDP nin taleplerinin yasal güvenecelere alınması için de bu yapıların değişmesi gerek. şu durumda bu mümkün değil. ama ”fethullahçı-Akp’ci ” güçler ele geçirse belki de mümkün olur. İnsan bunu için bile ”evet” der.
ASlında BDP nin niye boykot(=hayır) cephesinde olduğunu biliyorum. ama söylemem)))
selam ve muhabbetle…
Yazınızda bilerek atladığınız ya da gerçekten bilmediğiniz için atladığınız bir gerçeği hatırlatmak isterim. BDP hayır! cephesinde değil boykot! cephesindedir:ki bu şu anlama gelir Kürtlerin hiç bir talebinin kaale alınmadığı(ki 12 eylülün en önemli mağduru kürtlerdir)bir anayasa değişikliği ancak ve ancak iktidarlar savaşı olurki bu savaşta Kürtler taraf değildir.Yani Anayasa Mahkemesi ve HSYK saltanatıyla;AKP’liler ve Fettulahçıların oluşturnaya çalıştığı yargı sultası arasında sürdürülen bu iktidar mücadelesinde Kürtler niçin evet ya da hayır demek durumunda olsun?BDP bu savaşta taraf değil diye BDP yi eleştirmek bilince çıkarılmış bir AKP tarafgilliğiyle açıklanabilir ancak.
Bu ne ürkek bir karar beyanıdır böyle!
evet ””’ aşırı politizasyon aslında depolitizasyondur””’
öyle anlar varki nepnet olmak gerek. chp-mhp-bdp-ergenekon-pkk… ne zaman aynı safta birleşti böyle. bu tablo bile NET olmayı gerektirmez mi?
neyse ki boykot veya hayır dememiş hocamız. gidecekseniz … ürkek bir Evet’ deyin mesajı.
eh. bu da yeter. çok tedirgindim aslında. Hoca’nın tavrı ne olacak diye. hayır olsa idi bugüne dek haklarında söylenenler husunda ben de şüpheye düşecektim. neyse neyse Sükut-u hayal’e uğramadık.
selam ve muhabbetle…